glitteredillusions.



Untitled

Kahveyle yaşarım. Eskişehir'i İstanbul'a tercih ederim. Hala Titanic'te ağlarım.






Theme by spaceperson Powered by Tumblr

klammer

Zayıf bir gününde miydin? Mesela için burkulmuş. Hayata küsmüş, yaşarken ölmüş olabilir miydin? Her şeyi boşvermiş, ”artık hiç farketmez” demiş, o yüzden içmiş olabilir miydin? Kim var kim yok etrafında diye bakmamış, o yüzden eş doş, vicdan, tanıdık saymamış ve ona atlamışsın. Kim var kim yok etrafında diye bakmamış, o yüzden geçmiş, gelecek yok sayıp ona saldırmışsın.

Sen onun cebinde, o benim elimde, ben onun üstünde, o benim altında. Mümkün olmaz.

Sonu gelmiyor diye ağlıyordum, sonu gelmesin diye saplıyordum iğneyi, bin doz öfke, bin doz bela.

08:20 am, by discobelle

Çünkü bayım ben sizi çok sevdim. Aylardır sizi özlerken içtiğim tüm bu sigaraları sizden kalan tek şey olan bu çakmakla yakmaktan çok sıkılmıştım. Şimdi o çakmağın gazı da bitti. Sizin yokluğunuzda ne yapacağım, asıl onu şimdi bilemiyorum bayım.

01:40 pm, by discobelle

Dünya üzerinde kendimden de çok değer verdiğim bir canlı var. Sarılarak uyumayı en çok sevdiğim, asla bensiz uyumayan, asla onsuz uyuyamadığım tek bir canlı var. Ben her güldüğümde kucağıma atlayıp da zıplayan, her ağladığımda yine kucağıma atlayan ama bu kez mavi gözlerini koca koca açarak patisini yanağıma koyan ve evet göz yaşlarımı silen tek bir canlı var. Ve ben ölürüm, eğer ona bir şey olursa ölürüm. Son bir haftadır onu kaybetme korkusundan ben kendimi kaybettim, onu serumlarla ve baygın görme halinden ben kendimi unuttum. Eğer ben her yatağa girdiğimde hemen arkamdan yorganımın altına girip, tişörtümün içine girip de başını boynuma gömüp de patilerini suratıma koymayan bu güzel kadına bir şey olursa, işte ben o zaman gerçekten ölürüm.

08:47 pm, by discobelle

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Çok güzel adamlar gördüm. Çok güzel bıyıkları vardı, benimle çok güzel konuşuyorlardı, gözlerimin içine bakıyorlardı. Çok iyi adamlar gördüm. Ben acıktığımda işlerini güçlerini bırakıp bana tostlar getirdiler, ben çok sevdim diye tüm renkli içkilerini bana verdiler, ben seviyorum diye bütün gün o saçma şarkıları dinlediler, ben gülüyorum diye sürekli o saçma hikayeleri anlattılar. Ben her eve tek başıma gittiğimde aradılar ”vardın değil mi, iyi uykular” dediler. Sabahları aradılar ”günaydın, aç gel istersen, kahvaltı ederiz bak sen seversin menemen gelicek, hem de pastırmalı” dediler. Çok güzel ve çok iyi adamlar gördüm. Ama ben, biraz gerizekalı olduğum için, o asla aramayan, asla sormayan, gelicem diyip de gelmeyen bir adam için, hepsine ”iyi geceler” dedim. Hep kendi yatağımda uyudum. Sadece o adam seviyor ve bir kere değiştirdiğimde anında fark ettiği için, o çok pahalı parfümü son paramla aldım. Aylar geçti, çok fazla ay geçti. Ve ben, hala aynı parfümümü sıkarak, kendi yatağıma, kendi kedimin koynuna giriyorum. Belki gelir de, koklar diye. Belki gelir de, kedimin başını okşar ve bir yandan da ellerimi tutarak beni öper diye. Belki gelir de koklar diye.

08:37 pm, by discobelle2 notes

09:10 am, by discobelle

If a woman doubts as to whether she should accept a man or not, she certainly ought to refuse him. If she can hesitate as to Yes, she ought to say No, directly.

-Jane Austen

(Source: josephdempsiesabs)


”Sikerler” isimli görsel çalışmamız.

”Sikerler” isimli görsel çalışmamız.

08:40 am, by discobelle

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Mutfağa gidip küçük parmağımı kestim. Akan kanları kahveme şeker yapıp salona geçerken yerde duran benzin bidonuna bir tekme attım. Dış kapıyı kaparken yanan çakmağı benzinin üzerine atıp evimi yaktım. Sokakta, karların üstünde elimde kahvem ve yanmamış bir sigara ile evime baktım, evimin ateşinden sigaramı yakıp anılarımın yanışını izledim. Küller uçarken, ben markete girip ‘bir winston box alabilir miyim? Evimi yaktım, sonra ödesem olur mu?’ dedim. Caddeden aşağı 15 kilometre yürüdüm. Parmağım aklıma geldi, baktım ki kanımın son damlasına kadar akıtmışım. İhtiyacım yok ona diyip yürümeye devam ettim. Elimdeki kupayı kırdım. Sigaramı söndürdüm. Otobüs bekledim. Gelmedi. Küçük parmağıma baktım. Yoktu. Uyandım. Mutfağa gittim. Bir kahve yaptım. Evimi yakamadım. Bu amına koduğum evini yakamadım. Dediklerimin hiç birini yapamadım. Sözlerimi tutamadım. Karşımdaki boş koltuğu dolduramadım. Dolacağına kendimi inandıramadım. Bu sefer yalan söyleyemedim.

Artık sadece 4 parmağım vardı ve ben bu konuda hiçbir şey yapamadım.

(Source: rakirocks)


[Flash 9 is required to listen to audio.]

     Çünkü ben seni ilk gördüğümde ne adını biliyordum, ne de ne yaptığını. Bana bakmıştın, ya da bana öyle gelmişti, çünkü ben sana hep bakmıştım. Sonra hep o bara gittim, seni   ilk gördüğüm o bara. Bazen yine gördüm seni orda, istemsizce daha çok güldüm, daha sesli güldüm, tuvalete giderken yolumu uzattım. Çünkü ben seni çok sevdim, daha adını bilmeden seni çok sevdim.

  Sonra o konserde gördüm seni, o zamanlar çoğu kişinin az dinlediği, ama benim çok dinlediğim o grubun konserinde gördüm seni. Sakindi orası, oturuyorduk, akustikti. Sen geç gelmiştin, sonra izleyemedim adamları, kulağım onlarda ama gözüm yine sendeydi. Çünkü ben çalışıyordum, bütün günümü dolduran başka bir bar vardı, başka insan göremiyor, başka bir yerde oturup da bi bira içemiyordum. Siz gelmezdiniz oraya. Sen gelmiyordun oraya. Ama bir akşam, geldin. Aradan çok zaman geçmişti, saçların uzamıştı, o çok sevdiğim sakalların aynıydı. O gece çok yoğundu, benden önce başkası almıştı siparişinizi. Ben de dakika başı küllüğünüzü boşaltabilmiştim ancak. Sonra sık geldiniz, hatta bir akşam kalabalık geldiniz, sadece benden biralarınızı istediniz. Küllüğünüzü sadece ben boşalttım. Haftaya tekrar geldiniz, bana selam verdin, bir ”nasılsın” sorusuna bu kadar geç cevap verebildiğim hiç olmamıştı. Sakallarını kesmiştin, olsun, nasılsa güzeldin ya, yine de çok güzel bir adamdın. Çünkü sen, hep çok güzel bir adamdın. 

    O akşam seni son görüşümdü. Ben işi bırakmıştım, bu şehirden gitmiştim, duyduğuma göre sen de gitmiştin. Ben çok güzel bir adaya gitmiştim, senin ne yaptığından haberim yoktu. Ve ben o adada hep seni düşündüm. Çünkü sen çok güzel bir adamdın, çok güzel sakalların vardı, çok güzel gülüyordun, ve sakalların olmadığında daha da güzel güldüğünü görebiliyordum.

     Sonra ben biraz saçmaladım. Seni biraz fazla düşündüm, kimseyi beğenemedim bir süre. Çok kolay ”iyiyim” diyebildim. Çünkü sen çok güzel bir adamdın ve kimse senin kadar güzel ”naber” demiyordu.

     Sonra ben bir adam sevdim, o adam benim ağzıma sıçtı. Çok üzüldüm, çok üzülüyordum, evden de hala üzülerek çıkmıştım. Sonra o bara gittik, ben bir arkadaşımla konuşuyordum ve sağımda seni gördüm. İsmimi söyledin, soy ismimle birlikte. Sakalların uzamıştı, ah sen ne kadar da güzel bir adamdın. Ve ben, aylarca çektiğim tüm o üzüntünün gidişini hissettim, o hafifliği yaşadım. Eğer üzen sen olsaydın, tamamdı. Eğer hala giydiğim o tişörtlerin kokusu gitti diye kokusunu aradığım adam sen olsaydın, tamamdı. Çünkü sen, çok güzel bir adamdın.

05:58 pm, by discobelle2 notes

10:27 pm, by discobelle